DAĞINIK

Koca bir dağınıklığın içinde saçları özenle taranmış fakat bu nizamın içinde biraz da dağılmıştı. Salonun ortasında öylece dikilmiş aynaya bakıyordu usulca elini yanaklarında gezdiriyordu. Hala aynı kadındı; hala yanıltıcı rahat tavırlarıyla karşındakinin sadece kalbine inanan ve beynini okuyan derinlerde saklıydı. Uzun uzun baktı kendine kadın yalnızdı oldukça kalabalıktı her şey kendi sadeliğinin çıplaklığında üşüdü biraz. Ürperen omuzlarını okşamaya başladı. Gözünden bir damla yaş süzüldü hafiften dudaklarında bir gülümseme beliriyordu oysa. Daha sonra kalbini dinlemeye başladı ciddi takındığı bir surat ifadesiyle. Kalbinden geçenleri beyninde görüntülemeye çalışmak yüzünde bin bir türden ifadeye dönmüştü. En nihayetinde duraksadı ve son kez takınacağı ifadeden kaçar gibi aynadan çekti bakışlarını.                                                                                                                                                     Saçlarını  dağıttı... Özüne yaklaşmak niyetiyle yapmıştı bunu. Gözlerinde biriken gözyaşlarını saklamanın becerisini kahkahasına  borçluydu. Borç mu? Kim kendine borçlu olabilirdi ki. Yalnızlık  kalabalığın olabilir miydi ? Herkesin hayatın bir şekilde tamamladığı söylemek istediği yarım cümleleri, içine gömdüğü hayallerin kırıklıkları, özlem duyduğu sevinçleri, bir durakta otobüsü beklerken mırıldandığı şarkıları, kaybolduğu sokakları varken nasıl da yaşamadım diyebilir ki . Yaşamın en kendisiydi tüm bunlar. Sardığın acılar, sardığın kadın, sardığın mücadelen seni yormuş senden götürmüş seni sana getirirken. Aklını kaçırmışsın ya da aklını terk etmişsin. Her yolu sen seçmemişsin bazen yolda terkedilmiş bazen de sevildin sanırken aldatılmış en masum yanın. Biri var o da sensin.                    KENDİ MESELEN.

Yorumlar

Popüler Yayınlar